6 Şubat 2023

Kentimin ışıl ışıl cam, pırıl pırıl insan gözleri kaç mevsim çiçek açıyordu? Birazı kahverengi, birazı yeşile mi çalıyordu? Okyanus mavisini mi, yoksa gök mavisini mi andırıyordu nehirleri? Hangi hazin ayrılık kopardı bizi eflatun yollara döşeli kırmızı yaprakların sonbaharlarından. Koyu siyah bir gecenin koynunda yıldız yıldız parlayan kar tanelerini, sarımtırak yaz sonlarının turuncu akşamüstlerini bize buğulu pencereler ardından sisler içinden anımsatan neydi? Neydi şehrimizin hatıralarından kaçıran bizi? Birazını unutmuş olmak mı, yoksa geriye dönüp bakmaya dayanamamak mı? Hangisiydi bizi kördüğüm eden? Hangisi bizi çaresizliğin yalnızlığında perişan eden, hapseden? Bu kül yağmuru, bu muson yalnızlığı, bu insanlık çölünde karaya oturmuş bir gemi gibi bizi acımasızlığın, zalimliğin ocağında şaşkın eden.

Ey şehrim, tarihim, ezelim, ebedim, mabedim, mahremim, matemim, her şeyim!.. Bir düşte uyuttum bütün güzelliklerini ben senin.  Bir düşte sakladım bahar şenliklerini. Rüzgârın ilk dokunuşunu, dağlarının yamaçlarından, ovalarının sazlıklarından, ağaçlarının dallarından süzülerek esişini, kuşlarının şarkılarını, ateş böceklerinin dansını, kelebek kanatlarındaki renk cümbüşünü, çocukluğumun sokak ağzı gürültüsünü, gül, sümbül, mor menekşe yapraklarında çiğ tanesi seher güzelliğini, saçlarımın, pencerelerden perde perde çarpık düzenine asilenen o tel tel savruluşunu, caddelerce özgür, caddelerce yansız, kontrolsüz, koşulsuz bir sevinci kahkahaya kavuşturan adımlarımın temposunu, nefes nefese yorgunluğumun serinliğinde tüy olup uçuşunu; bir düşte uyuttum, bir düşte sakladım ben..

Bir sabah yağmur, bütün hayatlardan katre katre birikmişini acılı yüreklerden sicim gibi akıttığında, güzelliğinin bıraktığı izlerini hiçbir yerde bulamadığımda uyuttum, bir düşte sakladım seni.

O sabah, şehirlerimin yüreği alev alevdi. Ciğerler yandı, tutuştu. Viran olmuş sokaklarına gökte azade kuşun bile külleri savruldu. Toz bulutuna karıştı, gözyaşı nehri. Bir gecede binlerimin çamur deryasına dönüştü evleri, emekleri. Ve günlerce imdat dileyip de kader planına dahil olmak nasıl bir şeydi? Arşa yükselen binlerce –Eyvah!- içinde senin sesin grinin hangi tonuydu. Heyhat!

Bu yangın yerinde senin de sevgin, nefretin gibi acıya bulandı değil mi? İşlenen onca cinayeti görmeye hangi yürek dayanabilirdi ki canlı canlı mezara girenlerin feryadını dinlemeye hangi kulak katlanabilirdi! Gün gün, saat saat nasıl da tükendi kaybedilenlerin kalabalığında hayatta kalanların çığlıkları!.. Nasıl da feryatlar yorgun, bitkin azar azar sükût etti.

Gencecik arzuların, hayallerin, umutların, yarına ertelenmiş kavuşmaların, henüz vakti var dediğin konuşmaların tonlarca moloz yığınına dönüşümünü, mışıl mışıl uyuyan yavrunun, kar sevinciyle daldığı uykudan kabuslar içinde ölüme sıçrayışının derin kederini anlat! Nasıl bir yok oluşa sebep olduğunu anlat! Ne büyük afetsin sen, nasıl dehşet bir acı yarattın, nasıl bir katliam yaptın?Bu kıyım nasıl bir felâkettir anlat! Asrın utancını seninle yaşadık, sen anlat!

Nasıl bir elemdir ki bu, geçmişin serabında boğarak, tepeden tırnağa toza, toprağa bular da insanı aklına hayaline sığmaz. Bir can bile yetmez mi vicdanları sızlatmaya benim binlerce canım gitti!..

Düşündükçe bıçak saplanıyor göğsüme! Söyle nasıl normalleşeceksin, nasıl uyuyacaksın rahat? Anlat bize insanlığın onuru, utancını anlat! Çöküşünü anlat! Hüznünü anlat! Asıl göçük altında kalanın sen olduğunu da anlat!

Katılın!

Hoşgeldiniz
Yazılarınızı, Şiirlerinizi, Videolarınızı, Resimlerinizi Paylaşın

Yorumlar

Henüz yorum yok
×