BAŞIMDAKİ YASTIK

İlerleyen gecenin tenhasında kalmıştım, uzun bir gündüzün ardından sonra. Yorgun ve argındı bedenim, zihnim ve ruhum gibi. Günü yoğun geçirmiştim, zihnen ve bedenen. Üzerimde kararıyordu gök ve ilerliyordu zaman sığamıyordum bana dar geliyordu mekân. Attım kendimi dışarıya gökte yıldızlar parlıyordu, gece ilerliyordu ve dışardaki ayazda bedenim üşüyordu tıpkı ruhum gibi. Tarif edemediğim bir sıkıntı ve huzursuzluk vardı içimde. Gece yıldızlara bulanmış ilâhi bir şaheserdi gözümü alamıyordum ondan ve seyretmek istiyordum göğü ve yıldızları. Ama aynı zamanda ayaz üşüyen bedenimi içeriye doğru zorluyordu. İçeriye geçmem gerekiyordu yoksa üşüyüp soğuk alacak ve hasta olacaktım. İçeriye girmeye kararlı adımlarla yürürken olan oldu elektrikler kesildi, içerisi zifiri bir karanlığa boyandı, sarılı beyazlı kedim de önümden içeriye girdi. Ve karanlıkta kayboldu. Uslu ve sıcak bir kedi olduğundan adını “UYSAL” koymuştum. Uysal içerdeki karanlıkta kaybolmuştu. Ben de pencere kenarına serili yatağıma girip uzandım. Perdeyi çekim göğü ve yıldızlara bakıp düşünmeye başladım. Başımdaki yastık sanki her günkünden daha hafif ve yumuşaktı ve bu yastık her günkünden daha huzurluydu sanki. Ama dikkat etmeden yıldızlara bakıp düşünüp durdum. Merak edip sorguladım geceyi, yıldızları ve astronomi ilmini;
“Gece ve gündüz oluşumu, gökler, gezegenler ve hareketleri, yıldızları” bunlar insanüstü bir gücün ve kudretin eseri nizam ve intizamı olan bir yaratıcının eseri. Bütün bu insanüstü eserler ancak sağduyulu bir akla ve imanlı gönüllülere hitap edebilen şeyler. Bunu ne cahiller ne de imansız ateistler akledebilir ve anlayabilir diye düşünüp durdum. O karanlığın içinde. Arada yastığın yumuşak ve huzurlu hissinin farkına varırken o anda tekrar düşüncelere dalıyor ve bazı şeyleri sorguluyorum. Bu arada şunun da farkına varıyorum;
“ İnsan; en çok karanlıkta, yalnızlıkta ve zorlukta daha çok düşünüp sorguluyor, bazı şeylerin farkına varıyor ve bazı sorunlara çözümler üretmeye başlıyor, fikirler üretiyor, keşfediyor. Üretmek istiyorsan; kalabalıktan, ışıktan ve huzurdan uzak duracaksın. Çünkü insan zorda kalınca rahatını bozup üretme çabasına giriyor. Bu sayede aklını kullanıp düşünüyor ve sorguluyor. Tıpkı şimdi benim yaptığım gibi.”
Arada tam emin olamadığım bir hırıltı duyar gibi olsam da; aklımı astronomi ve onun üzerine sorgulama ile meşgul ettiğim için de aklıma kedim; yani Uysal hiç gelmiyor. Hatırladığım tek şey; “ben içeriye gelirken önümden içeri girip karanlıkta kaybolması.” Sonrasını düşünemiyorum; “ne oldu, nereye gitti, ne yapıyor?” Diye.
Tekrar tekrar düşüncelere dalıyorum sadece.
“Evren; gerçekten içinde bulundurduğu bir nokta olan insan, İnsan da; kendini sonsuz kuşatan büyük bir evren mi?”
“Evreni anlamak insanı anlamak; insanı anlamak da evreni anlamak mı?”
Tam bunları düşünürken; Yunus Emre’nin; ”Her ne ararsan kendinde ara” sözü düşüyor aklıma. Ve “insanın büyük bir evren olduğunu; Evrenin ise bir insan olduğunu; insan kendini bilirse evreni bilir ve anlar.” kanısına varıyorum.
İnsan aklını; yalnızlıkta, karanlıkta ve darlıkta daha çok kullanıyormuş meğer. Bunlar insan ruhunu, zihnini ve bedenini baskıladığı için bu baskıdan kurtulmanın tek çaresi; aklına başvurup düşünüp sorgulamak fikir ve çözümler üretmektir.
Tam yine düşünceye dalarken başımın altında yüksek bir hırıltı ve kımıldamadan sonra derin bir sessizlik ve durgunlukla karanlıkta irkildim. Yastığım huzur ve ferahlıktan sonra bana derin bir rahatsızlık ve huzursuzluk vermişti. Anlayamamıştım. Meğer kedim Uysal yastığıma uzanmış ben de başımı onun üzerine koymuşum anlayamadım. Uzun süre başımın altında durmuş ben de kafamı başka düşüncelerle meşgul ederken farkına varmamışım ve ne acı ki; Uysal son nefesle can verdi. Beni derinden üzdü. Vicdanım artık sorgular durur beni. Uysal bana alışıktı ben de ona. Ama Uysal’ın son nefesi başımdaki yastık olmuştu. Öyle sıcak ve dostaneydi ki ayaklarımın dibinden ayrılmaz, benimle yürür ve ayaklarıma sürterdi. Basmaktan, zarar vermekten korkardım. Çok severdim beni yalnız bırakmazdı. İnsan en sevdiğine en büyük zararı verir mi? Ben vermiştim.
Samimî ve tek dostum olan Uysal’ı kaybetmiş, acı duyuyor ve üzülüyorum. Nasıl fark etmedim başımın altında yastığım yerine başımın altında dururken? Ben en sevdiğim kedimi başka şeyler düşünüp sorgularken öldürdüm. Uysalın katili benim. İnsan en sevdiğinin katili olur mu? Ben oldum işte. Şimdi nasıl uyurum geceleri? Nasıl rahat koyarım başımı yastığa? Nasıl travmasız uzanırım yatağıma ve yine göğe bakıp düşünmeyi, nasıl?
Bazen insanın başındaki yastık insanı hayata bağlayan en sevdiği bir dostu olabiliyormuş meğer. Bu dost bazen Uysal bir kedi olabiliyormuş. Ben geceyi, yıldızları, astronomiyi düşünürken kedim Uysal’ı düşünmeyi unutup ölümüne sebep oldum.
Başka şeyleri düşünürken başka şeyleri de unutabiliyormuş insan. Unutmak öldürür. Ve her unuttuğumuz şey bize bedeller ödetir. Bizi vicdan mahkemesinde uzun bir süre yargılayıp cezalandırır.
Tıpkı ben geceyi, evreni, yıldızları, astronomi ilmini ve göğü düşünüp; Uysalı düşünmeyi unuttuğum gibi. Ve bu unutmak bana bedel ödetti. Şimdi kedimin katili olarak vicdanımın mahkemesinde yargılanıp duruyorum. Her gün katlanıyor cezam, acı ve üzüntüyle.
Sizi hayata bağlayan küçük şeyleri unutursanız; hayattan bağımsız bir ölü gibi yaşarsınız. Siz siz olun, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın onlara önem verin, onlar olmazsa siz de olmazsınız.
Sevgi ve saygıyla kalın…
İyi okumalar dilerim
ERDAL ÖZAYDIN

Katılın!

Hoşgeldiniz
Yazılarınızı, Şiirlerinizi, Videolarınızı, Resimlerinizi Paylaşın

Yorumlar

Henüz yorum yok
×