CAN YAKSA DA TATLIDIR AŞK

Böyledir işte aşk derler

Başkası dokunur, senin yüreğine iner

Seven görebilmek için uykuları bekler

Her türlü çile ile örülüdür aşk

 

Sen gözlerine bile nadiren bakarsın

El oğlu bu derdi nereden anlasın

Bir sigara yakıp uzaklara dalarsın

Can yaksa da tatlıdır aşk

 

Ağlayıp sızlasan da olacağı budur

Bu derdin inan çaresi de yoktur

Sen vazgeçme yarin güzelliği hoştur

Yaksa da yok etmez derttir aşk

 

HER ŞEYİM

Ruhumda bir sızı var yine, bütün parçaları tam da tek parçası eksik bir yapboz gibi yaşıyorum hayatı.

Şu kalemi elime ne zaman alsam hipnoz edilmiş biri gibi çocukluğumdan bahsediyorum.

Eksik işte bir şeyler; denizin tuzu gibi, yosunu gibi eksik. Sonra o kalem seni Yazıyor, kelâmda sen olunca, kalem ne yapsın ama bazen çok ileriye gidiyor, seni bana şikayet etmeye kalkıyor. Kızıyorum ona, “Senin ne haddine ona veryansın etmek?” Diyorum, dinlemiyor beni, serzenişlerine devam ediyor. Kim bilir belki haklıdır davasında, yüreğimde ki, ruhumda ki sızıyı kılıç keskinliği ile yazıya dökerek, canını yakmak, kanatmak istiyor senin ruhunu, oysa senin canını yaksa, ben kanarım bunu bilmiyor.

  • Benim ruhumun sızısı sen değilsin ki sadece seni, sensiz yaşamak ağır geliyor bazen. Çok özlüyorum. Öperken koklayarak öptüysen, özleyince burnunun direği sızlarmış ya ben severken çok sevdim, onun için özlerken kalbim sızlıyor.

Keşke yanımda olsan, belki parçası eksik yapboz tamamlanacak. Çocukluğum bile ilk defa çocuk olacak. Göz bebeklerim anlamına kavuşacak, ruhum dinecek, hırçınlığım bitecek… Oysa her gece baş ucumda nefesin var, şahittir bir tek ruhuma eş olan ruhun, kalemim bilmiyor ki bunları. O istiyor ki gece şahitlik etsin, ay ve yıldızlar şahitlik etsin varlığına. Eller dokunsun birbirine, gözler buluşsun. Her gece ruhlarımız dokunuyor birbirine, bu doyumu ifade edebileceğim kelimem bile yok. Ay ve yıldızlara gerek de yok, ay yüzün, yıldızlar da gözlerin zaten.

Hem yanında olanı sevmek marifet mi? Sessiz sedasız, çığlıklarımı içime atarak, sevdim ben seni, bir tek ikimizin duyacağı çığlıklar…

Kolay mı be böyle sevmek? Yakar canını! Zehirim de panzehirim de sensin.

Ben razıyım, ben yeminliyim senden başkasına kör, senden başkasına sağır senden başkasına bir şehir enkaz; eziyet, külfetim.

Ah şu kalemim bilmiyor ki onu kırar atarım, yine de senden vazgeçmem her şeyim!

Seda Özlem Başpınar

 

LA ISLA BONITA

LA ISLA BONITA

“Laissez-faire”
kadarınca serbestsin!
(La isla bonita, fonda…)

Kendini beğendir, pazarla
simsarlara reklamlarla
iyiliklerden kıvrılır bu
son yüzyılda
Bel kıvırır dünya..

Attıkça o deli yürek,
Kıvranır kıvranır…

Sen şair, sanırım karınca uykusunu bilmezsin;
Ne kadar zordur…
Yüreğin tetikteyken, aklı selim firarda.
Akıllı uzaktayken, delilik yanıbaşında.
Sen, sözüm ona;
deli sevda da bilmezsin,
Bilir misin şair?

Goy goy caddesinden geçip geçip
-Sahte gül -naylon lale- bahçesinde
aranıp durma!
Yapma şair, hayatı tiye alma!

Tan yeri ağardı, simsarlar çıktı yola.
Pazaryerleri çoktan kuruldu.
Dar ağaçları ha kezâ!

Sabah ezanı o nedenle sabâ’dır…
Tüm ölülere,
ölümlere,
ölü sevicilere…
(Tinler ki, tin tin..
Cumba da cumba!)

Ön dişleri sivri olan soruyor:
Öldürmekle biter mi çocuklar?
Ölüm, bitirici mi?
….
Bocalanır durur öyle, dünya
devinim içindedir.
Kâinat keşif…

Bi yağmur yağsa artık!
Bi kıyamet kopsa!
Temizlense dünya!

Çocuklar,
saklayın masumiyetinizi;
Yoksa,
bize yaşamak için
hiç bir neden
kalmayacak!

Şair, neden böyle;
Anlaşılmazı, anlamaya;
Anlaşılanı, anlaşılmazlığa sürüklüyorsun..

Daha yenili okudum,
Anlaşılmamış bir şairin
anlaşılmayan şiirlerini..
(Nedense ben hepsini anladım…)

22 yaşında hayata küsüp,
Kurtuluş bellediği ölümün
kucağına atlayan,
O İnce şairi ve şiirlerini de…

Çok yabancı kelimen var, şair
Türkçenin zenginliğine ket vuruyorsun, diye sitem ediyorlar…
Kitaplarından bir dünya kurdun kendine.
Gövdendeki en büyük,
kara parçana;
şekil çizdin,
-düzelmez yamuk-
renk verdin,
-göğe varan mavi-
his verdin,
-karaya çalan kırmızı-

Yaşadın orada,
Yaşattın…
Nefes verdin,
Aşk’la…

Yapıştın gövdesine insanlığın
Tuttun yakasından, küfür ettin…
Anladı mı?
-Anlamadı-

Şair:
-Hem insanlık yoktu, kalmadı-
İşte, bitti reklamlar…

-301 kişilik az ara, Soma’ya-

Şair,
Şair merakınla, sevme beni!
Tuz merakınla sev!
Deniz tuzu merakınla,
Kristal tuz merakınla sev!

Tuzla beni,
Beni tuzla..
Koktu dünya!
(La isla bonita, fonda…)

Nuh Karaaslan

ÇIKMAZ SOKAK

ÇIKMAZ SOKAK

Irvin D. Yalom: “Yaşam, birbirinin kopyası iki yokluğun, doğumdan önce ve ölümden sonra gelen iki karanlığın arasında çakan bir kıvılcımdır.”
……

Usul usul gözleri kapanıyordu,
Gözkapakları da çoktan düşmüştü zaten.
Ve gözlerinin içine kan gölü çökmüştü.
Amacı bu kan gölünün,
Acımasız manzarasını, örtme çabasıydı…
Yıllar mı yorgundu,
O mu yılları yormuştu,
Yoksa geçen yıllarla birlikte çok mu yorgundu?
Çok şey düşündü,
Çok şey konuştu…
Ama ne düşündükleri, ne de konuştukları,
Kendisini istediği yere getirememişti işte…
Düşündükleri de, konuştukları da
Çıkmaz bir sokaktan yürümek gibiydi.
Ve
Kıvılcımı vardı çıkmaz sokağın…

Nuh Karaaslan

ÖMÜR

 

Saydım ,
bir ömür kaç kez heba edilirdi.
Lime lime edilmiş kederimi avutacak bahane bulmadım.
Sesli gülüşmeler,ilerde havlayan köpek sesleri.
Hiçbir gülüş sıcak gelmiyor artık.
Perdesi örtük evlerin bacaları dumansız,
Rüzgar esmekten sıkılmış.
Ağaçlar sararmış.
Kuşlar ötmüyor artık.
Bu yolları tanımıyorum ben…

GECENİN SERENCAMI

 

GECENİN SERENCAMI

“ben şiir sevmem,
ilhamınız bol olsun”

temennisinde,
ateş döngüsü şiirin,
k-l-orlu suyunu içtim…

mısraların alevi,
anksiyete ile söndurülmüştü;
gecenin serencamında…

tamı tamına
yarım kafiyelerin ortasında,
umut aşı dağıtıyordu.

boş çanaklarını,
azaldıklarını uzatan,
aç ölülere!..

Nuh Karaaslan

Tilki

Bir tilki var bizim burda
Gelir akşam olduğunda
Kim demiş ona kurnaz sinsi
Baktım öylesine mahzun ki

Eşeliyor börtü böcek
Arıyor oda yiyecek
Az birazcık doyduğunca
Kıvrılıp uyuyor öylecek

Hiç bilir mi? Yalan dolan
Tilki bilmiyor ki lisan
Belki bir tavukla yetinir
Dünyayı yese doymuyor insan

Ekmek verdim çekiniyor
Çekine çekine yiyor
Bizim adam sandıklarımız
Vallahi bi tilki etmiyor

1 Mayıs 2024

Nurettin Polat

BOĞAZİÇİ’NDEKİ ESİNTİLER

BOĞAZİÇİ’NDEKİ ESİNTİLER

Dökme kalıp duvarlar önündeki sfenks hayalin,
Ya meteor çukurunda kalmalı o aşk,
Ya Etna’nın kutsanmış, gizemli lavlarında…
Ya da
Tales anlatımında; gerçeğin yansıması olarak…
Aşk illaki saadet der, der demesine de;
Saadet, huzurla olan denkliğini geri ister…
Derken,
Dersaadet boğazın büyülü, büyük şehri…
Dersaadet’te yaşanan aşkların,
Tales’e yorsam felsefesini;
Yansıması zihinlere mi, kalplere mi?
Ya da
Boğaziçi’ndeki esintilerde mi?

Nuh Karaaslan

Otobüsteki Biletciler

Görmediğim şeyi asla sezemem
Korku bilmem hiç yalınız gezemem
İcab etse kendi adım yazamam
Katiplikten gayet istidadım var

E bu dörtlüğü okuduktan sonra bir yazı yazalım bari diye düşüncelerimden geçeni fiiliyata dökelim dedik.

Bugun sosyal medyada gördüğüm bir resim beni tââ çoçukluk yıllarıma götürdü 1970’li yıllara.

Ülkemiz nufusunun 35 Milyon, İstanbul nufusunun 2 milyon olduğu yıllar,sokaklarında Anadol,Murat 124 serçe ve şavrole taksilerin dolaştığı dönemler, insanların birbirine daha sevecen saygılı davrandığı seneler.
İett otobüsüne bindiğinizde arka kapıdan sağ kısımda sizi biletci karşılardı.
Bilet ücretinizi verip öne doğru ilerlerdiniz o vakitler arka kapıdan binilir ön kapıdan inilirdi. Henüz akbil,ceton ve kart basımı veya cep telefonunuza indirdiğiniz uygulama icat edilmemişti. Zaten cep telefonuda yoktu.

Sokaklarda telefon kulubeleri vardı,sarı jetonla çalışan,bir eşinizi veya dostunuzu aramak istediğinizde sabit ev veya işyeri nosunu çevirip konuşulurdu.

İlgi duyulan sevgiliye çekimser mektuplar yazılır.
Sana bir mektup yazdım
Vermeye korkuyorum
Seni çok seviyorum
Demeye korkuyorum

Egdim başımı sana
Merhamet eyle bana
Eğilen baş kesilmez
Bıraktım vijdanına

Diye dertli hüzünlü türküler söylenirdi.

Trt den başka radyonun tv’nin olmadığı Tv de sinemayı sadece Cumartesi geceleri izlendiği, Dallas dizisi başladığında reyting rekorları kırıldığı ahalinin ekseriyesinin tv başına kilitlendiği yıllar.
Radyoda arkası yarın ve radyo tiyatrosunun yayınlandıgı bağda bahçede çalışırken dinlenildiği seneler…

Köylerdeki nufus şehirlerden fazla tarım,hayvancılık zirai üretim doğal yapılır gdo nedir bilinmezdi.
İnsanlar belki daha faķir kıt olanaklara sahip idi ancak; daha sağlıklı idi, köyünde beslediği hayvanını severek doğada dolaşıp şarkı türkü söyleyerek stresini atar, depresyon nedir bilmezdi.

Günümüz gencliğine baktığımızda neredeyse anti deprasan kullanmayan yok gibi.

Siyasiler seçim dönemlerinde bir masa etrafında toplanır nezaketle birbirini eleştirir, Ülkenin sorunlarına nasıl çözüm bulacaklarına dair düşüncelerini ifade ederdi. Halkı hangi siyasi parti ideri ikna ederse seçim sonucuna yansır idi.
Şimdiki gibi dublajlar montajlar olmaz,yalan riya iftira asla karşılık bulmaz hicde hoş karşılanmazdı.
Gösteriş saray meraki,siyasette zenginleşme asla akıllarından bile geçmezdi.
Hiç bir parti liderinin Cumhuriyetle kurucu değerlerle asla işi olmazdı.

Eğitim daha nitelikli,sayısal olarak üniversiteler azdı belki ama oradan mezun olan her birey seçkin bir kariyer ve saygınlık görürdü.

Ülkede milyonlarca kaçak köçek yoktu, sokaklarında daha güvenli gezilir, arandığı vakit iş bulunurdu.

Belki avm’ler yoktu yazlık çay bahçelerinde dostça sohbetler edilir, tahta sandelyeli yazlık sinemalarda Yılmaz Güney,Kadir Inanır,Cüneyt Arkın,Kenan Işık flimleri seyredilirdi.

Ülkede basılan günlük gazetelerin okuru dahada fazlaydı. Şimdiki gibi Siyasetten finanse edilmez, gazete yazarları bağımsız ve korkusuzca haber ve yorumunu yazar, okuyucudan takdir görürdü.

Merhum Engin Nurşani bir eserinde ifade ediyor ya bizde o türkünün ilk dörtlüğu ile bitirelim bu yazıyı.

Zaman mı değişti vakit bir başka
Baharı görmedim günler yabancı
Geçen yıllar gençligimi götürdü
Umudum yarına dünler yabancı

Velhasılı ya bugünler dünden beter, yada biz yaşlandık.

Bazı Kadınları Sadece Sevmeli

 

Bazı kadınları sadece sevmeli

Dokunmamalı

Çok sık bakmamalı

Sevip, şiirler yazmalı

Değer bilmeli

 

Kavuşmamalı onlarla

Karşılık beklememeli

Sever misin dememeli

Ama hiç vaz geçmemeli

Barışmalı satırlarla

 

Bazı kadınları sadece sevmeli

Kutsalın olurcasına

Çıldırasıya

Uyanmamacasına

Sarhoş olasıya

 

 

 

×