Gazze

Yapılan soykırımı görmezden gelenlerin çoğunlukta olduğu bir dünyada böylesine vahşeti izlemek insanlığın değil bazı insanların kanına dokunuyor. Üniversitelerde vahşeti durdurun diye eylem yapan genç, sayısız ölüm tehditlerine aldırış etmeden Filistin’in yanında durmaya çalışan ünlü model, konserinde Filistin bayrağı açarak yapılan haksızlığa dur diyen sanatçı, yaptığı çizimler ile katliama karşı olan karikatürist, silahla değil kalem ile cenk eden yazar, masum bir halkın yaşadıklarını lağım kokusunu andıran kimyasalların hedefi olma pahasına aktarmaya çalışan gazeteci, bir kaç bina ötesine atılan bombaların düşüş anını kadraja almaya çalışan kameraman ve böylesi üzücü bir soykırıma duyarsız olmayan, hâlâ insan kalmayı başarabilmiş küçük-büyük fark etmeksizin her bireye saygı ve selamlarımla.

Ve siz, diğerleri;

Bizleri, doymak bilmez ideolojilerinize kurban ettiğiniz küçücük bebeklerin ölümüne şahit olmak zorunda bıraktığınız için varlığınızdan utanıyoruz. İnsanın bu denli alçalışına şahit olmak elbette kolay değil, tarih sadece sizden değil bizden de hesap soracaktır. İnsanların evlerini işgal edip kendinizi sözde yerleşimci olarak göstermeniz ve ülkenin asıl sahiplerini açık hava hapishanesine tutsak edip senelerce kan emici politikanızı uyguladığınız yetmedi şimdi ise acımasızca öldürüyorsunuz. Üstelik yaptığınız kanlı soykırımın doğru olduğuna inanıyor olmanız ayrı bir akıl tutulması. “Gazze’de esir edilen İsrail halkı hariç yaşayan hiç bir can masum değil” sözlerinizi duyuyoruz ve insanlığa olan inancımız bir kez daha yerle bir oluyor. İnsani yardım yapma taleplerini “biz insanlarla değil hayvanlar ile savaşıyoruz” demeniz açıklıyordu aslında insan olma vasfınızı kaybedince hayvanlardan daha aşağı dereceye nasıl inebildiğinizi. Kendi ülkeniz de dahil protesto edildiğinizi unutuyor, soykırımı durdurmak yerine pervasızca saldırılara devam ediyorsunuz.

Ve çok sevgili ülkemin o eşsiz sanatçıları; sizler neden susuyorsunuz?

Bir açıklamanızın olmaması da ayrı üzücü. Bir kaç ses hariç diğerlerinden kınama dahi görmüyor olmak aslında açıklıyordu neye ve kime hizmet için orada olduklarını. Ve bizim çok sevgili gençlerimiz artık kime hayran olunması gerektiğini pek tabi idrak edecek akla sahiptir. Yücelttiği gibi alçaltmasını da bilir.

Gazze’de yaşananlar bir toplumun bir halkın ya da bir ırkın meselesi değildir. Gazze’ye atılan bombalar insanlığın onurunu hedef almaktadır.

Korkarım kendimizi bugün yaşananların utancını yıllar sonra katbekat yaşar vaziyette bulacağız. Tarih ve gelecek nesiller bizden elbette hesap soracaktır. O günlere şahitlik ettiniz ve o insanlar için ne yaptınız denildiğinde umarım verecek bir cevabımız olur, olmalı! Ekrandan takip ettim izledim, üzüldüm, dua ettim, ağladım demek elbette olması gereken insani vasıflardır. Yalnız bunun dışında  yapılması gerekenler de vardır mesela yaptığımız boykotların süresiz olması gibi kalıcı bir hale getirmektir elzem olan. Sadece bir kaç gün devam eder nitelikte değil de süreklilik arz ettiği zaman önemli ve kalıcı sonuçlara ulaşabiliriz ve bu sayede “Müslümanlar unutkandır bir kaç gün sonra fiyatları yarıya çeker ürünlerimizi almalarını sağlar ve onların sözde boykotlarını yerle bir ederiz” sözlerine net bir cevabımız olduğunu görmüş oluruz. Bunu yaparken şunu da düşünelim isterim, bizler neden o malum markalardan daha kaliteli olanı üretmeyi tercih etmiyor ve yerli bir marka ile market raflarında yerimizi almıyoruz.

Ne zaman fiiliyata geçeceğiz

Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir

Osmanlı Devleti, 623 senelik şanlı tarihi boyunca 60 kadar ülkeyi hâkimiyeti altına alıp, 3 kıtada hüküm sürmeyi başardı. Fakat saltanat rejiminin değişen dünya düzenine, yeniliklere, sanayileşmeye ayak uyduramayışı, ilimde, bilimde geri kalışı, adaletsiz, liyakatsiz bir yönetim ile artık her alanda düzeni bozulmuş bir devlet yapısıyla ekonomisi zayıflayan hatta çöken, borç batağına saplanmış, üretimde geride kalmış bir devlet için parçalanmak kaçınılmaz son olmuştur. Devletin başındakiler her ne kadar saraylarında hiçbir şeyden mahrum olmasalar da durumun vahametini idrak edemeseler de halk perişandı, ağır vergilerle beli bükülmüştü. Çeşitli anlaşmalarda ve savaşlarda topraklarını kaybetmiş, dağılmış koca imparatorluktan geriye bir “Hasta Adam” nâmı kalmıştı.

Yüzyıllar boyunca saltanat sahipleri ve eşrafları tarafından iliği kemiği sömürülen yoksul halk, bir de düşman askerlerinin zulmüyle perişan olmuştu. Nasıl hayır denilebilirdi ki bu kurtuluş mücadelesine? Nasıl ırzına, malına tecavüz edene karşı koyamayacaktı? Vatan toprağını kendi toprağına katma, kendi aralarında bölüşme emeliyle işgal edenlere nasıl karşı koyamayacaktı? Kadim şehirlerimizde caddeler boyunca yabancı ülkelerin bayraklarının dalgalanmasına nasıl izin verecekti bu aziz halk..?

Yıllarca süren kanlı mücadeleler sonuç vermiş, yıkıntı, harap bir ülke Anka kuşu gibi küllerinden doğmuştu.

Şanlı bayrağımız dalgalansın özgür, Türk Devleti bağımsızdır, halkı hür!

Milletin kendini yönetecek kişiyi belirlemek için seçim yaptıkları yönetim biçimine Cumhuriyet adı verilir. Cumhuriyet, dünya üzerinde en insancıl ve en demokratik yönetim şeklidir.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet önergesi meclis tarafından kabul edilmiş. Osmanlı Devleti adı Türkiye Cumhuriyeti adını almıştır. Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.

Cumhuriyet bir güneş gibi doğmuştur bu topraklara. Cumhuriyet, erdemler bütünüdür. Cumhuriyet demokrasidir, özgürlüktür. Cumhuriyetle birlikte halk, yönetim üzerinde söz hakkına sahip olmuştur. Cumhuriyet yurdumuz ve halkımız için en büyük kazançtır ve onur kaynağıdır.

29 Ekim 1923’ten bu güne Cumhuriyet, 29 Ekimler boyunca şerefli bir mücadelenin gururu olarak kutlandı ve nice 29 Ekimler kutlanacaktır. Cumhuriyet, Türk olan ve Türk vatanında bu gururu paylaşan, kalbinde bu sevinci taşıyan her milletten insanımızın bayramıdır.

Yaşasın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, silah ve dava arkadaşlarının; kanını, malını canını ortaya koyarak bu şanlı mücadeleye katılan dedelerimizin, nenelerimizin kurduğu  Cumhuriyet! Yaşasın, İlelebet Payidar Olsun Cumhuriyet!

“Her toplum tarihi yapar ve bazısının yaptığı tarih öbür toplumların ve dünyanın gidişini etkiler.”

“Atatürk bu milletin aranan lideridir. Millet, başı her sıkıştığında onu özler ve bu sebeple de silinemez bir şahsiyettir.”

“Her milletin tarihinde Çanakkale Zaferi gibi abideler görülmez. Bizde vardır ve bu bütün Doğu’da tektir. Çanakkale Zaferi, çok kolay organize olan, direnebilen, tahammül edebilen ve belirli bir hedef etrafında ısrar eden bir ordu, kumanda heyeti ve toplum olduğumuzu gösterir. Cumhuriyet’i kuran da işte bu mayadır.”

“Herkes vatanı seviyor ve kurtarmaya çalışıyordu ama Mustafa Kemal Paşa lider nitelikleriyle halkı ve taşra ileri gelenlerini ikna edip bir araya getirmeyi başardı. 30 Ağustos’ta kesinleşen zafere bir günde gelinmediği açık. Millî Mücadele, Başkumandan Meydan Muharebesi’ne dek ilmek ilmek örülmüştür.”

“Din eğitiminin kapasitesi, kalitesi, din görevlilerinin niteliği bir toplum için fevkalade önemlidir. Bunu İstiklâl Savaşı’ndaki ayaklanmalar sırasında daha iyi görüyoruz.”

İlber Ortaylı (‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ isimli kitabından alıntılardır)

“Uygarlık ancak bellekle mümkündür. Belleği olmayan insanın nasıl zekâsı olamazsa; zayıf bir bellek, rahmetli Mustafa İnanın sık sık söylediği gibi, nasıl aslında aptallık emaresiyse, belleksiz toplumlar da uygar olamazlar.”

“Geçmişini bilemeyen vahşi, uygarlık taklidine yeltendiği zaman bazen onu uydurmaya kalkar..”

“Belki de gelmiş geçmiş en başarılı sosyal deneyci olan Atatürk boşuna mı “hayatta en hakiki kılavuz bilimdir fendir, ondan ayrılmak aymazlıktır, sapkınlıktır” demişti? Seçim bizlerindir: Aymazlıkla başarı arasında seçim yapmak bu denli zor mu?”

Celal Şengör (‘Aptalı Tanımak’ isimli kitabından alıtılardır.)

 

Başta Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, silah arkadaşlarının, siperden sipere, cepheden cepheye koşmuş can vermiş, can almış yurdunu düşmandan  kurtarmış, kurtuluş yıllarında görev almış askerimizin, şanlı ordumuzun her mensubunun, yurdun dört bir yanından kurtuluş mücadelesine katılmış olan dedelerimizin, nenelerimizin ruhları şad olsun. Aziz hatıraları Türkiye Cumhuriyeti için minnettarız.

 

 

 

Deprem Berekettir

Bir konuda yazı yazarken yazı başlıklarımın çarpıcı ve yazının kısa bir özeti olmasına çok dikkat ederim. Bu yas günlerimizde yazı başlığına bakıp tepki gösterenler de olacaktır ama ne demek istediğim yazının tamamı okunduğunda anlaşılacaktır.
Tarihte doğa olayları olduğunda (Yağmur, kar, deprem vs.) insanların işlediği günahlara karşılık Tanrının bir cezası olduğuna inanılırdı. Kar ve yağmur için değil ama deprem ve diğerleri için günümüzde buna inanan hala pek çok insan var. Ama ekip biçme başladıktan sonra kar ve yağmuru kendi lehlerine kullanıp bunların bir ceza değil bereketi olduğuna kanaat getirildi.
Bugün depremde her ne kadar olumsuz olarak görüldüysevde bu ilerde kar ve yağmur olayı gibi normal ve olumlu karşılanması ihtimal dahilindedir. İnsanları deprem değil depreme dayanıksız yapılar öldürüyor. Buna destek olarak bir kaç örnek vermek istiyorum.
-05.01.2015’de ABD’de 7.5: şiddetinde deprem oldu 1 ölü
-05.05.2015’de Japonya’da 7.8 şiddetinde deprem oldu 13 yaralı, ölü yok
-25.12.2016’da Şili’de deprem oldu 0(sıfır) ölü, ufak tefek yaralanmalar
-16.09.2015’de Şili’de 8.4 şiddetinde deprem oldu 15 ölü 34 yaralı
-07.09.2017’de Meksika’da 8.1 şiddetinde deprem oldu 97 ölü
-Son olarak 06.02.2023’deki depremde Hatay/Erzin’de çürük yapıya izin vermeyen bir belediye başkanından dolayı Erzin’deki ölü sayısı 0
Vs. Vs.
Örneklerde görüldüğü gibi bazı gelişmiş ülkeler bunu büyük oranda çözmüşler, gelişemeyen ülkeler ise buna bahane bulmak için “Kader”, “Böyle günlerde siyaset konuşulmaz” diyip işin içinden çıkmak istiyorlar. Dün yağmura dayanıksız evler yapılıp yıkıldığında buna çözüm bulup yağmura dayanıklı yapılar yapıp yağmuru kendi lehimize çevirdiysek ilerde deprem gerçeğini kabul edip depreme karşı dayanıklı binalar yaparsak ve belki de depremin ortaya çıkardığı enerjiden bile faydalanabilirsek o zaman deprem felakettir yerine “deprem berekettir” diyeceğiz.

×