Gönüldeki Aşkın Doğuşu

GÖNÜLDEKİ AŞKIN DOĞUŞU

Zaman kalemimin ucundan akıp gitmekteydi. Dur durak bilmeyen bir hayatın çemberinde dolaşmaktaydım. Gecenin gündüze gündüzün geceye vurulduğu bu zamanda hüküm yalnız Allaha aitti. Bir aşkın deryasından kopup gelen bu sevda bir nehrin adına mıydı yoksa gerçek bir kalbin deryasına akmak mıydı. Her mevsim bambaşka olan bu âşk bir son bahar gazeline yazılmış alın yazısı gibi kazılmıştı bir yüreğin sessiz ücra bir köşesine dökülen gazeller âşkın ismine mi tekamül ediyordu bilinmiyordu. Gerçek bir ask hikayesi son baharın gelmesiyle yazılmaya başlamış. Bir şiirin mısraları yağmurun toprağa olan aşkı gibi düşmekteydi, gökyüzünün o derin sahasından.

Artik geceler ve gündüzler bir anlam yüklemenin vakti gelmişti. Her şeyin ama;her şeyin rengi, tadı, tuzu değişmekteydi ve değişmeliydi. Evet yeni bir ask için hazırlanıyordu semâvat her şeye yeniden başlamanın bir heyecanı vardı. Ağaçlar yapraklarına evlada ediyordu bir sonraki mevsim bambaşka bir aşkla açacaktı bağrındaki tomurcuklar. Yer gök ela, yer gök kahve tıpkı bir sevgilin gözleri gibi o kadar sessiz ve bir o kadarda derin anlamlar yüklü bir bakışın esareti altında yetişen bir Aşkın doğuşuydu. Bir nehir nasıl doğa bilirdi toprağın en derin mecrasında hasıl olmuştu. Bir mezrayı sulayan bu nehir nasılda can olmuştu bir kurak toprağın issiz ve ayaz yüzüne. Taşların o soğuk yüzünü bir yeşil yosun elbisesi ile kaplamasına neden olan bu nehri adeta cana can olmaktaydı. Her dağın her bağın suyu nehri çayı farklıdır ama gönül bağının nehri ancak aşkdir.

Aylardan kasım toprağa gönül tohumu düştü, sarılmak bağrına basma sırası toprağın düşlerde büyüyen bir âşkın somut meyvesiydi bu tohum sevgilinin sevginin göstergesi sessiz bir sevginin aynaya yansımasıydı. Bu aşk ne dillere ne gönüllere sığmayacak kadar büyük gölgesinde aşıklar yetiştirecek kadar geniş bir alanın sahibiydi. Her akarsuyun adı miydi acep yoksa her akarsuyuna benziyor muydu. Önce düşlerin bir eseriydi bu sonra yüreğin eseri için yola koyulan bir bedevi gibi yol almaktaydı. Bir elinde asası bir elinde gönül azığı ile ve bir damla aşkıyla bu yolculuk başlamaktaydı. İlk yangın ilk ateş sanki dünyayı yakmaktaydı nasıl bir yangın bu ne alevi var, ne dumanı var, ne de külleri var. Ama; bir beden yapmaktaydı bu yangının ne sesi var, ne aydınlığı ne de yarası bu aşk tam bir gönül davasıydı. Evet gönül yandı, dil bu acıya dayandı, bunun bir bedeli olmalı güne iz bırakmalı gönülün dili artik konuşmalıydı ve bir mısra döküldü sessiz gözlerin derin yüreğin dilinden. Zaman tevafuk etmekteydi, bu bekleyişin bir başlangıcı olmalıydı. Şu mısralar ile zaman durdu âşk, zamanı kendine esir ederek aşkı dile getirdi.

SEN DERYÂMA NEHİRSİN
Ben mi sana yandım sen mi bende yandın,
Acısıyla tatlısıyla sen benden de cansın,
Sen aşksın gönül dergâhım handır sana,
Yazılmış san alnıma canım candır canına,

Gönül tabibi lokman sen misin aceb,
Bu gözlerin gülümsemesine sen misin sebep,
Yüreğim dil rübasıyla muhabbet etmek ister,
Bir ben birde bendeki ben bir cevap bekler,

Bilmem anlar mısın mecnunun halinden ser.
Belki de hayaller yığınıyla bende sensin eser,
Matemin gözünden her gün bir katre düşer,
Sen değil ama; bir şair sessizce seni düşler,

Bir gece nasıl gündüzü bekler bilir misin?
Zamanı bir tesbih gibi sabırla dizer misin?
Nev-i baharımın gülzarında gezer misin?
Bülbülün gülü olup edeple bende açar mısın?
Gönüldeki ilk yangın başlamıştı.

Duran KURT askieylul0660

Katılın!

Hoşgeldiniz
Yazılarınızı, Şiirlerinizi, Videolarınızı, Resimlerinizi Paylaşın

Yorumlar

Henüz yorum yok
×