GÜVEN

Dünya üzerinde insanlığını unutmadan, insanca yaşayabilmekten güzel, erdemli bir iş daha yoktur.

Montaigne

Hayatımızda birini özel bir yere koyabilmek için sevme becerisine sahip olmamız gerekir.  Sevme becerisi herkeste olan bir şey değildir. Bu yüzden karşılıklı sevgi eşine az rastlanan bir durumdur. Yaşadığımız çoğu ilişkide o kadar çok yanılır, o kadar çok yanıltılırız ki sevilmek ile sömürülmek arasındaki farkı göremeyiz.

Örneğin; birinin her istediğini yapmamız kendisine duyduğumuz sevginin kanıtı anlamına geliyorsa onun için biz değil bizdeki çıkarları, ihtiyaçları önemlidir.

Hayat, güvenilir bir insanı güven duyan bir insana, güven duyan bir insanı da güvenilir bir insana denk getirmez. Yanlış ilişkiler, bir gömleğin yanlış iliklerine denk gelen düğmeleri; iki iyi insan da o gömleğin bir araya ve de yan yana gelemeyen iki yakası gibidir.

Eksik malzemeyle inşa edilen yapay ama sıcak renklere boyalı aşk ilişkileri, dostluklar, kardeşlikler dengesiz yaşanır, çabucak yıkılır, göçük altında kalırlar.

Bu hayat böyledir, birisine güvenirsen hata edersin, güvenmezsen ayıp edersin.

Çevremizde metrekareye düşen laf cambazları Hindistan’daki Mawsynram bölgesinin metrekaresine düşen yağmur miktarından daha çoktur. Her daim adaletli ve öğüt verici bir karaktere bürünen bu yalancılar, kendilerinin nasıl bir insan olduklarını unutacak derecede sabah akşam ahlâk üzerine yargı dağıtırlar.

Bunlar ahlâk bekçiliğini görev edinir, hatta kimi bütün kadınları etkilemek için onlardan yana olur. Saçları hiç okşanmamış, taranmamış kadınlar için üzülür, özlü sözlere imza atar, kimi de gördüğü ilginin hakkını veren tek zerresini israf etmeyen mükemmel kadın rolüne bürünür. Hani şu, ideal kadın ya da ideal erkek işte budur dedirten cinsten olanlar. Gözümüzdeki perde kalkıp zaman tüm gerçekleri ortaya çıkardığında ise onursuzluğun kitabını yazan bu tipler tam bir hayal kırıklığı olurlar.

Bu dostluklarda da böyledir ne kadar bizim gibi görünmeye, davranmaya çalışsalar da bir gün bizde olup onlarda olmayan erdemler onları rahatsız edecek ve bize karşı gizli bir düşmana dönüşeceklerdir.

Aslında aldanmış olmak bir yana en çok bir daha onlara güvenemeyecek, inanamayacak olmanın üzüntüsünü yaşarız.

Dostoyevski “İnsancıklar” adlı kitabında: Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu.  diyor.

Bu hayat böyledir dostum.

Ne kadar inkâr etsek de insan doğası diye bir şey var ve insan, hayat boyu kendi doğasına aykırı olan hayallere tutunur. Bu doğasına aykırı hayallerin gerçekleşeceğine inanır. Ya da zaten bu hayallerin gerçekleştiğini sandığı, var olduğuna inandığı bir illüzyonun içerisinde yaşar.

Hiçbirimiz bir şeylere tutunmak isteğine karşı koyamayız. Su akar yatağını bulur fakat ne acı ki insan yaslanacak bir omuz bulamaz.

Bitkiler toprağa tutunur, hayatta kalır. Yaprağı daldan ancak ölüm ayırır. Kuşlar kanatlarına daha fazla efor sarf ettirmeyen bir uçuş için sürüye tutunur, onlara uyum ve ahengi katan bir iletişime dahil olur.

İşte insan da tek başınalıktan, yalnızlıktan yorulur. Kendisi ile aynı düşüncelere sahip, aynı şeylere değer veren, aynı şeyleri önemseyen, aynı şeylere ihtiyaç duyan, aynı erdemlere, aynı hayallere sahip birilerinin olduğu düşüncesine tutunur.

Ama aynı yarayı alan, aynı yerinden kanayan, aynı yerinden acıyan insanlar bile birbirlerine tutunamaz..

Bu hayat böyledir dostum iyilik cezalandırılır. Dürüstsen, doğruysan, cezalandırılırsın, merhametliysen, cezalandırılırsın. Bu hayatta hep iyi olmanın cezasını çekersin. Güven verirsin aldatılırsın, kandırılırsın. Değer verirsin değersizlik görürsün, emek verirsin umursanmazsın.

 

 

Katılın!

Hoşgeldiniz
Yazılarınızı, Şiirlerinizi, Videolarınızı, Resimlerinizi Paylaşın

Yorumlar

Henüz yorum yok
×