MECAZI MÜRSEL

“Eğitimin temel amacı, çocukları kendi yeteneklerinin bilincine vardırmaktır.”

 -Erich Fromm

Edebiyat sınavında sorular hep çalıştığı yerden çıkmış oldukça iyi geçmişti sınavı.

Arkadaşı:
– Kanka başını gömdün kağıda hiçbir şey göremedim, dedi.

– Ne yapayım kanka, hoca dikildi başıma bi yere kıpırdamadı, diyerek gülümsedi.

Yarıyıl dönemi ikinci sınavıydı. İçinden, “en az doksan alırım bu sınavdan” diye iç geçirerek seviniyordu.

Ne de olsa, bugüne bugün önceki sınavından seksenyedi almış, Bursa Anadolu Lisesi’nin zeki ve başarılı öğrencilerindendi, pırlanta gibi bir çocuktu…

Aynı, okulunun kısaltması gibi “Bal”lıydı…

Aradan üç hafta geçti, yazılı sonuçları açıklanıyordu, ismi duyulur gibi oldu, sınıf kulak kesildi; kırkbeş… Kırkbeş mi? İnanamadı duyduğuna…

Bir yanlışlık yapılmış, başka yazılı kağıdı ile karıştırılmış olmalıydı. Olamazdı.

Hocam, “ben, en az doksan bekliyordum!” diyecek oldu ancak, öğretmeninin kesin ve net tavrı, kendinden epeyce emin halinden bir şey diyemedi…

Üzüldü. Aldığı ilk kırık not buydu. Gözleri yaşardı, ağlamaklı oldu. Yüzü kızardı, kalbinin ritmi değışti. Zil çalsın, teneffüs olsun, bir an önce ders geçsin-bitsin istiyordu.

Gömlek yakasının en üst düğmesini çözdü, kravatını gevşetti. Derin derin nefes aldı… Ne yapacaktı? Böyle bir notu nasıl alırdı? İnanamıyordu, soruları doğru cevapladığından o kadar emindi ki..

Hele de, metin şeklindeki o üçüncü soru:

“Asağıdaki cümlelerden hangisinde parça-bütün ilişkisi bulunan mecazı mürsel kullanılmıştır? Yazınız.”

– O zamanlar bu ihakalem com.tr sitesinde usta kalemler vardı

– Üstünü çıkarıp yatağa uzandı

– Şimdi de biraz Yunus Emre okuyalım mı?

– Gençlik; kafası ve yüreğiyle toplumun güvencesidir.

“O zamanlar bu ihakalem com.tr sitesinde usta kalemler vardı.”

Doğru cevap bu cümledeydi ve cümledeki “usta kalemler” sözcüklerinin altını kalın çizmiş ve cümle başına güzel bir “tik” işareti koyarak soruyu doğru cevaplamıştı. En az, adından olduğu kadar emindi.

Buna benzer, diğer sorulara da aynı şekilde cevaplar vermişti. Kendine güveniyordu ama, ne olmuştu, nasıl olmuştu da kırkbeş almıştı? Bu sual, kafasını kurcaladı durdu. Taa ki, teneffüs zili çalana kadar…

Nihayet zil çaldı. Hemen bahçedeki yaşlı çınar ağacı altındaki banka koştu, oturdu. Neyse ki, nöbetçi öğretmeninden cep telefonunu isteyerek almıştı; annesini aradı:

– Alo Anne! Anne, edebiyat sınavından kırk beş almışım, Anne…

– Allah allah nasıl olur oğlum. Sen çok çalısmıştın ve iyi geçti sınavım, yüksek not bekliyorum demiştin yaa!..

– Nasıl oldu, ben de bilmiyorum Anne…

– Tamam oğlum, babanla ben bi konuşayım işyerinden izin alabilirse öğretmeninle görüşmeye geliriz. Sen üzülme, dert etme sakın!..

– Tamam anne, sağol…

İşyerinden, yalnızca iki saatliğine izin alabilmişti; şehirdeki trafik aklına gelince canı sıkıldı. Neyse ki, çok da trafiğe takılmadan okula gelebildiler.

Edebiyat öğretmeni, az sonra zilin çalmasıyla öğretmenler odasına çıka geldi..

Karşıdan bakıldığında, nemrut ve vakur bir adam olduğu anlaşılıyordu.

Uzun boylu ve kıvırcık saçlı idi ama, yılların yorgunluğu yüzüne ve de başının tepe ortasına yansımıştı; kelleşmeye başlamıştı bile…

Nitekim, babacan bir hali ve tavrı vardı. Takım elbisesi muntazam, kurşuni renkti ve üzerine tam oturmuştu.

Açık mavi, desenli bir kravat takmıştı boynuna, oldukça yakışmıştı ve açık mavi gözleri ile muntazam bir uyum içersindeydiler.

Eğitim ve öğretime yıllarını vermiş, nice öğrenciler, nice insanlar yetiştirmiş olan bu adam, velilerinin gelmesinden oldukça memnun halde, babacan tavrı, içten- samimi hali ve güleryüzlü ifadesiyle;

– Merhaba, hoşgeldiniz dedi ve selamladı onları.

-Hoş bulduk hocam. Sağolun diyerek söze başladılar.

Hoca;
-Allah Allah, yazılıları prensiplerim doğrultusunda, itina ile okurum bir yanlışlık olamaz eğer kırkbeş verdiysek, kırkbeş almıştır oğlunuz.

– Hocam, mutlaka öyledir; ama önce ki yazılısı seksenyediydi, bu yazılıdan da en az doksan bekliyordum diyerek, üzülüp ağlayınca dayanamadık; sizinle görüşmeye geldik. Hocam, mümkünse ve sizce bir sakıncası yoksa; yazılı kağıdına beraberce bakabilir miyiz?

-Hay hay! Tabii ki. Ne sakıncası olsun. Siz, biraz bekleyin; ben, dolabımdan yazılıları getireyim. Bu arada, birer sıcak çayımızı içe durun lütfen, hemen geliyorum.

Az sonra geldiğinde, hem çaylarını içiyorlar hem de yazılı kağıdını inceliyorlardı.

Edebiyatı çok severdi ve edebiyat dersine de oldukça hakimdi… Okul hayatında da, en yüksek notları ondan almıştı zaten.

Kendinden emin bir ses tonu ile;
-Hocam, şurdaki üçüncü soruya ve aşağıdaki buna benzer bir kaç soruya takıldım ben nacizane…

Misalen, üçüncü soruda parça-bütün ilişkisi bulunan mecazı mürseli, oğlumuz doğru bilerek altını çizmiş ve cümle başına “tik” işareti koymuş, bakın…

Edebiyat öğretmeni önce üçüncü soruya baktı , sonra verilen cevaba baktı. Hiçbirşey ifade etmeden sınıftaki öğrencilerin resimlerine baktı; not defterinden sırayla… Öğrencisinin resmini velisine teyit ettirerek buldu, sonra öğrencinin birinci yazılı notuna, verdiği sözlü notlarına baktı…

Öğrencisini gözünde canlandırıp, anne ve babasına baktı… Gülümsedi, başını salladı. Bir daha gülümsedi ve yine başını salladı.

Sonra, yılların verdiği tecrübe ve mütevazı tavrıyla;

-“Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek lazım!” Haklısınız, oğlunuz gayet efendi, zeki ve başarılı bir çocuk. İlk yazılı ve sözlü notları da belirttiğiniz gibi yüksek.

Ancak, “edebiyat; okumak ve yazmak için, belirli kalıplar üzerine kurulmuştur.”

“Edebiyatı güzelleştiren de, güzel kılan da bu özgün özelliğidir.”

“Edebiyat sınavında, cevapları öğrencilerimizden metin halinde yazarak vermelerini isteriz, çesitli işaretler koyarak, çizgiler çizerek değil!”

Oğlunuz, doğru olduğunu düşündüğü üçüncü soru ve bir kaçından puan alamamış ve bu nedenle, sınav notu düşük gelmiş.

Edebiyat öğretmeninin açıklaması, “ders verir” nitelikteydi.

Oğullarının böylesine bilinçli, aydın ve kıymetli bir öğretmene sahip olmalarının bilinci ile apayrı bir sevinç duyarak;

-Hocam, çok haklısınız. Açıklamanız ve bakış açınız ile prensipleriniz karşısında ikna olduk, teşekkür ederiz.

Ancak, sizce bu eksiklik acaba; “eğitim sistemimizden kaynaklanmıyor mu? ”

Yani demem o ki, “bu çocuklar, günün neredeyse yirmidört saati test kitapları ile boğuşuyorlar.”

“Uykularında bile, çoktan seçmeli bir rüyanın şıklarını işaretleyip, bir yerlerine tik işaretleri koyuyorlar.”

“Uykusuzluklarının, yorgunluklarının stres ve endişelerinin altını kalın kalın çiziyorlar”..

Edebiyat öğretmeni;

– Çok haklısınız. “Eğitim sisteminden kaynaklı olabilir”.. Ama, “böyle böyle bu eksikleri hep birlikte belirleyip, hep birlikte gidermeliyiz.”

“Öğretmen, öğrenci, veli, ilişkisi üçlü sacayağı olmalı; bu üçlü sacayağı ne kadar güçlü, ne kadar sağlam olursa, o kadar aydın bir geleceğe, bir o kadar aydın nesillerle bakabiliriz”…

Ayrıca, öğrencimizin not ortalaması düşecek diye sakın üzülmeyiniz. Ona, perfornans ödevi vererek, notunu yükseltiriz.

Konusu da, “Milli Eğitim Sistemimizdeki Yanlış ve Doğrular” olsun ne dersiniz?

Tabii ki olsun, teşekkür ederiz; başım gözüm üstüne!..

Nuh Karaaslan

Katılın!

Hoşgeldiniz
Yazılarınızı, Şiirlerinizi, Videolarınızı, Resimlerinizi Paylaşın

Yorumlar

Henüz yorum yok
×