YORGUN HAYATLAR, YORGUN SÖZCÜKLER…

“Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması. ‘Ben’ deyip susması, ‘Sen’ deyip ağlamaklı kalması.”
Nazım Hikmet Ran

Yorgun hayatlarda yine, yorgundu sözcükler; çok fazla çaba sarfetmek yorardı çünkü.

Anlamdı, tüm dertleri. Anlamları, anlatabilmekti…

Tümdengelim anlattı:

“Bütün insanlar ölümlüdür,
Sokrates bir insandır.
O halde Sokrates ölümlüdür.”
yerine;

“Bazı iki ayaklılar deve kuşudur.
Bütün insanlar iki ayaklıdır.
O halde, bazı insanlar deve kuşudur.”
oluyordu her seferinde…

Anlatamıyordu!.

Herkes, her şeyi duyuyordu; biliyor ve anlıyordu ama, duvarlara çarpıp yeniden geri geliyordu tüm sözcükler…

Ki, duvarlar soğuktu!

İnsanlar, esasen anlatılmak isteneni değil de, işine geleni duyup, anlıyordu…

Ki, duvarlar aşılmazdı!

Manaların derinliğine, anlamamazlıkların sığlığı ifrit olmuş; yüreklerin nasırına ilişmişti zihinler…

Ki, duvarlar yıkılmazdı!

Tüm doğrular bilindik ve birdi ama, sözcükler insanların dillerinde farklı farklı bilinmedik doğrular doğuruyordu.

Yanlış hesaplar, yanlış doğruları, yanlış doğrular yanlış insanları çoğaltıyordu…

Sözcükler yorgundu, yorulmuştu.

Anlamlar ise, havada asılı kalıyordu ve Didem Madak’ın dilinde yorgun çamaşırlar asılıyordu evin balkonuna:

“Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını evcimen
telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde
kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.”

Yorgun hayatlarda yine, yorgundu sözcükler; çok fazla çaba sarfetmek yorardı çünkü.

Anlamdı, tüm dertleri;
Anlamları, anlatabilmekti…

Yorgun çamaşırları balkona asmıştı ya şair, neden yorulmuştu o çamaşırlar? Hem şairin çamaşırları mıydı yorulan, yoksa kendisi mi?..

Pekiyi ya, sözcükler…
Yorgun sözcükleri, ne yapmalıydı? Ne yapılırdı?..

Yorgun sözcüklerin, istirahatgâhıydı susmak. Susulur susulur, anlatabilmek için susulurdu…

Ve sözcükler dinlenirdi, susmalar durağında!

Yorgun hayatlarımızın susmalar duraklarında, o nedenle sustuk, o nedenle sustum…

Nuh Karaaslan

×